Müdür Yardımcısına 6 Saat Ders: Amaç Eğitim mi, Norm Açığını Kapatmak mı?
Okul yöneticisine ders görevi vermek, kâğıt üzerinde makul görünebilir. Ancak asıl soru şu: Bu uygulama eğitim öğretime gerçekten katkı mı sağlıyor, yoksa öğretmen normundaki açığı kapatmanın bir yoluna mı dönüşüyor?
Okullarda bazı konular vardır; herkes konuşur ama tartışmanın özüne pek inilmez. Branş müdür yardımcılarına haftada 6 saat ders verilmesi de bunlardan biri. Uygulamanın gerekçesi çoğu zaman yöneticinin sınıftan tamamen kopmaması, öğretmenlik kimliğini koruması ve eğitim öğretimin içinde kalması şeklinde açıklanıyor. Peki, uygulamanın sahadaki karşılığı gerçekten bu mu?
Bir müdür yardımcısının işi yalnızca idari evrak imzalamaktan ibaret değil. Öğrenci disiplininden veli görüşmelerine, öğretmenlerin günlük sorunlarından sınav süreçlerine, nöbet organizasyonundan beklenmedik olaylara kadar gün içinde sürekli değişen bir sorumluluk alanı var. Üstelik her okulun iş yükü aynı değil. Öğrenci sayısı, okulun fiziki şartları, eğitim kademesi ve öğrenci profilindeki farklılıklar yöneticilerin omuzlarındaki yükü doğrudan etkiliyor.
Böyle bir çalışma düzeninde haftada 6 saat ders görevi vermek, ilk bakışta yöneticinin öğretmenlikten uzaklaşmasını önleyecek bir uygulama gibi sunulabilir. Ancak önemli olan yalnızca ders çizelgesine altı saat yazmak değil; o derslerin ne ölçüde sağlıklı planlanabildiği, öğrencilerin ne kadar verimli eğitim aldığı ve yöneticinin iki sorumluluğu birlikte nasıl yürüttüğüdür.
Sınıftan uzak kalmasın mı, norm açığı oluşmasın mı?
Asıl tartışma burada başlıyor. Eğer amaç yöneticinin sınıfla bağını korumaksa, uygulamanın eğitimsel sonuçları ortaya konulmalı. Altı saatlik ders görevinin öğrenci başarısına, derslerin sürekliliğine ve okulun eğitim kalitesine ne tür katkılar sağladığı ölçülmeli.
Ancak uygulama, öğretmen ihtiyacını karşılamak veya branşta norm açığı oluşmasını önlemek gibi fiilî sonuçlar doğuruyorsa, mesele farklı bir boyuta taşınıyor. Bu durumda eğitimsel bir gerekçeyle savunulan uygulama, personel planlamasının aracı hâline gelebilir.
Elbette norm açığını kapatma düşüncesinin resmî gerekçe olduğunu söylemek için somut belge ve açıklama gerekir. Fakat sahada böyle bir kaygı varsa Bakanlığın bunu açıklığa kavuşturması gerekir. Çünkü eğitim politikaları, yalnızca iyi niyetli ifadelerle değil, açık gerekçeler ve ölçülebilir sonuçlarla savunulabilir.
Her okulun yükü aynı değil
Bir başka sorun da okul türleri arasındaki farklılıkların yeterince dikkate alınıp alınmadığıdır. Yönetim iş yükü ağır olan bir okulda müdür yardımcısının hem idari sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmesi hem de ders görevini verimli biçimde yürütmesi her zaman kolay olmayabilir.
Yönetici gün içinde acil bir öğrenci sorunuyla ilgilenmek zorunda kalabilir. Veli görüşmesi uzayabilir, resmî bir yazı için işlem yapılması gerekebilir veya okulda aniden müdahale edilmesi gereken bir durum ortaya çıkabilir. Yönetim görevi ertelenemediği gibi dersin de aksatılmaması gerekir. Bu iki sorumluluk arasında sıkışan yöneticinin yaşadığı güçlük, yalnızca kişisel zaman yönetimi meselesi değildir; doğrudan işin nasıl tasarlandığıyla ilgilidir.
Üstelik ders görevinin kâğıt üzerinde yerine getirilmesiyle, öğrencilerin düzenli ve nitelikli eğitim alması aynı şey değildir. Eğitimde esas olan, ders saatinin doldurulması değil, öğrenmenin gerçekleşmesidir.
Geçmişteki düzenlemeler de tartışılmalı
Yöneticilerin aylık karşılığı ders yükü konusunda geçmişten bu yana düzenlemeler yapıldı. Mevzuatın önceki metinlerinde müdür, müdür başyardımcısı ve müdür yardımcıları için haftada 6 saat aylık karşılığı ders yükü hükmü yer alıyordu. Bu nedenle farklı yönetici gruplarına ilişkin saatlerin zaman içinde nasıl değiştiği, hangi gerekçelerle değiştirildiği ve bugünkü uygulamanın hangi ihtiyaca dayandığı birlikte değerlendirilmelidir.
Eğer müdür ve müdür başyardımcılarının ders yükü azaltılırken branş müdür yardımcıları için 6 saatlik yük korunuyorsa, bunun gerekçesi açıkça ortaya konulmalıdır. Yöneticilik görevlerinin kapsamı, okul türü ve günlük iş yükü dikkate alınmadan yapılan karşılaştırmalar eksik kalabilir. Fakat aynı şekilde, farklı uygulamaların neden sürdürüldüğü de açıklamasız bırakılmamalıdır.
Çözüm, herkese aynı saati yazmak değil
MEB’in önceliği, okul yöneticilerinin zamanını en verimli şekilde kullanmasını sağlamak olmalı. Bunun için öncelikle yönetici ders yükünün hangi eğitimsel amaçla belirlendiği açıklanmalı. Ardından farklı okul türlerinde yöneticilerin idari iş yükü incelenmeli ve uygulamanın öğrencilere sağladığı katkı ölçülmeli.
Öğretmen ihtiyacı varsa bu ihtiyaç, yöneticiye ders yükü vererek görünmez hâle getirilmemeli; norm planlaması ve öğretmen istihdamı üzerinden ayrıca ele alınmalı. Yöneticiye ders görevi verilecekse de bunun gerçekten öğretim kalitesini artırıp artırmadığı değerlendirilmelidir.
Çünkü eğitimde doğru soru, “Yönetici haftada kaç saat derse giriyor?” sorusundan ibaret değildir. Asıl soru, “Bu düzenleme öğrenciye ne kazandırıyor ve okulun işleyişini nasıl etkiliyor?” olmalıdır.
Eğitim yönetiminde bir uygulamanın yıllardır sürmesi, onun mutlaka verimli olduğu anlamına gelmez. Branş müdür yardımcılarına verilen 6 saatlik ders görevi de alışkanlıkla değil, somut ihtiyaç ve sonuçlarla savunulmalıdır. Eğer temel amaç sınıfla bağı korumaksa bunun eğitimsel faydası gösterilmeli; eğer asıl ihtiyaç norm planlamasıysa sorun doğrudan ve şeffaf biçimde çözülmelidir. Öğrencinin eğitim hakkı, çizelgelerdeki saatleri doldurmaktan daha önemlidir.